Sayfalar

tasavvuf müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasavvuf müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2026 Perşembe



🎵 Gamzedeyim Deva Bulmam | Yaylı Tambur | Uşşak Makamı | Tatyos Efendi

Bir fıskiyenin huzur veren sesi ve canlı seslendirme eşliğinde, Yaylı Tambur'un derin ve mistik tınısıyla Tatyos Efendi'nin ölümsüz şarkısı...


─────────────────────────────

🎼 Şarkı Hakkında | About the Song

─────────────────────────────

"Gamzedeyim Deva Bulmam" — Türk sanat müziğinin ve Osmanlı klasik geleneğinin en nadide şarkılarından biridir. Güfte; sevgilinin gamzesi (işveli, derin bakışı) tarafından yaralanan âşığın, bu aşk illetine deva bulamayışını, çaresizliğini ve teslimiyetini dile getirir. Divan şiiri geleneğinin derinliğiyle örülü bu sözler, Hicaz makamının hüzünlü ve ruhu saracak melodisiyle birleşince yüzyıllardır gönüllerde yer etmiştir.

─────────────────────────────

🎻 Kemani Tatyos Efendi Hakkında

─────────────────────────────

Tateos Ekserciyan (1858–1913), Osmanlı müzik tarihinin en büyük bestecilerinden biridir. İstanbul doğumlu, Ermeni asıllı bu büyük usta; keman virtuözlüğü ve derin bestekârlık anlayışıyla devrinin sembolü olmuştur. Rast, Hicaz, Saba makamlarında onlarca ölümsüz eser bırakmıştır. "Gamzedeyim Deva Bulmam" onun en sevilen ve en çok seslendirilen şarkılarından biridir.

────────────────────────────

─────────────────────────────

🌿 Bu sesle biraz dur, dinle, hisset...

Yaylı Tambur'un mistik tınısı ve fıskiyenin sesi seni bu anın içine taşısın.

─────────────────────────────

🌐 For our English-speaking listeners:

"Gamzedeyim Deva Bulmam" — a timeless Ottoman classical masterpiece by Tatyos Efendi (1858–1913), performed on Yaylı Tambur (bowed tambour) with the gentle sound of a fountain. Hicaz Maqam — the sound of longing, love, and surrender.


─────────────────────────────

🎶 للمستمعين العرب:

"گامزه‌ديم دوا بولمام" — من روائع الموسيقى الكلاسيكية العثمانية في مقام ، تأليف تاتيوس أفندي (١٨٥٨–١٩١٣)، أداء على آلة الطمبور المقوس مع صوت النافورة الهادئ. موسيقى للروح.

─────────────────────────────

 

20 Nisan 2026 Pazartesi

"Haydar Haydar" — Bir Türkünün Anatomisi: Sözü, Bestesi, Sırrı

 



Türk halk müziğinde öyle eserler vardır ki, onları sadece "dinlemekle" yetinmek mümkün değildir. Her dinleyişte başka bir kat açılır, başka bir mana belirir. Ali Ekber Çiçek'in icrasıyla efsaneleşen "Haydar Haydar" da işte böyle bir eser. Bu yazıda türkünün arka planına, sözlerinin gerçek sahibine, Ali Ekber Çiçek'in besteleme sürecine ve eserin müzikal yapısına — kaynaklara sadık kalarak — yakından bakacağız.


Sözlerin Asıl Sahibi: Sıdkı Baba (Aşık Pervane)

Uzun yıllar boyunca türkü, halk arasında yalnızca "Ali Ekber Çiçek'in eseri" olarak bilindi. Oysa sözlerin gerçek sahibi bir başka Alevi-Bektaşi ozanıdır: Sıdkı Baba.

  • Asıl adı: Zeynel Abidin
  • Doğum-ölüm: 1865 – 1928
  • Doğum yeri: Tarsus'un Yenice köyü
  • Mahlasları: Önce Pervane, sonradan Sıdkı

Sıdkı Baba, on iki yaşında Hacıbektaş kasabasına varmış ve dergâhın postnişini Feyzullah Efendi'nin himayesine girmiştir. On dört yıl boyunca "Pervane" mahlasıyla şiirler yazmış, sonradan Feyzullah Dede tarafından kendisine — doğruluk, dürüstlük anlamına gelen — "Sıdkı" mahlası verilmiştir. Bu ayrıntı, birazdan göreceğimiz gibi, türküdeki bir "hatanın" anahtarıdır.


Asıl Şiir: "Nura Düş Oldum"

Türküye kaynaklık eden şiir, Sıdkı Baba Divanı'nda yer alan dokuz kıtalık bir devriyedir ve adı **"Nura Düş Oldum"**dur. Devriye, tasavvuf şiirinde ruhun kâinattaki dolaşımını — "nereden geldik, nereye gidiyoruz" sorusunu — anlatan bir türdür.

Şiirin sekizinci kıtası, Ali Ekber Çiçek'in türkünün ilk kıtası olarak okuduğu bölümdür. Ancak bu kıtanın orijinali şöyledir:

On dört yıl dolandım Pervane'likte Sıdkı ismin buldum divanelikte Sundular aşk meyin mestanelikte Kırkların ceminde dara düş oldum

Gördüğünüz gibi orijinalde "On dört yıl" deniyor — "on dört bin yıl" değil. Bu sayı, şairin "Pervane" mahlasını kullandığı süreyi ifade eder: 14 yıl Pervane, ardından ömrünün sonuna kadar Sıdkı. Ali Ekber Çiçek'in icrasında bu dize "On dört bin yıl gezdim pervanelikte" şeklinde değişmiş, böylece şiirin otobiyografik katmanı kaybolup mecazî/tasavvufi bir kozmolojik döngü imgesine dönüşmüştür. Bu değişiklik sanatsal açıdan güçlü bir sonuç vermiş olsa da, metin eleştirmenleri açısından önemli bir kaymadır.

Ayrıca "Haydar Haydar" nakaratı orijinal şiirde yoktur. Bu nakarat, tamamen Ali Ekber Çiçek'in besteye kattığı bir katmandır ve türküye hem ismini hem de o tanıdık ekstatik dokuyu veren de asıl bu eklemedir.


Ali Ekber Çiçek (1935 – 2006)

Eserin bestecisi ve efsane yorumcusu Ali Ekber Çiçek, 1935'te Erzincan'ın Ulalar köyünde doğdu. Babasını 1939 Erzincan depreminde kaybetti; küçük yaşta bağlama ile tanıştı ve cem toplantılarında Alevi deyişleriyle kulak dolumu yaşadı. Dokuz yaşında İstanbul'a göç etti, askerlik sonrası TRT sınavını kazanarak Muzaffer Sarısözen döneminde TRT Ankara Radyosu'na ve Yurttan Sesler Korosu'na girdi.

Kariyeri boyunca 400'den fazla türkü derleyip Türk halk müziğine kazandırdı. 26 Nisan 2006'da İstanbul'da pankreas kanseri nedeniyle vefat etti; kabri, Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Tahtakuşlar köyündedir.


Besteleme Süreci: "Üç Yıl Çalıştığım Eser"

Ali Ekber Çiçek, bir TV röportajında "Haydar Haydar" üzerinde yaklaşık üç yıl çalıştığını açıkça söylemiştir (bazı kaynaklar iki yıl der; sanatçının kendi beyanı ise üç yıldır). Bestenin olgunlaştığı an ise müzik tarihine düşen küçük bir anekdotta yaşar: rivayete göre Çiçek, eseri tamamladıktan sonra sazı kucağına koyup "Ben n'aptım böyle?" diye sorar. Kendi yarattığı şeyin büyüklüğünden ürkmüş bir sanatçı tablosudur bu.

TRT Arşivi ve "Erzincan Derlemesi" Meselesi

O dönemde TRT'de hâkim olan anlayışa göre **"halk müziği bestelenmez, derlenir"**di. Kendi bestesini arşive koydurmak isteyen Ali Ekber Çiçek, Muzaffer Sarısözen'in özel izniyle eseri "Erzincan yöresinden derlenmiş bir deyiş" olarak TRT arşivine kaydettirdi. Bu nedenle pek çok resmî kaynakta eserin "derleme" olarak geçtiğini görürsünüz — oysa gerçekte sözler Sıdkı Baba'ya, beste ve "Haydar Haydar" nakaratı ise Ali Ekber Çiçek'e aittir.


Müzikal Yapı: Bir Bağlama Şaheseri

"Haydar Haydar", bağlama literatüründe en zor icra edilen eserler arasında kabul edilir; pek çok bağlama virtüözü için bir "ölçüt eser" niteliğindedir.

Çalgı ve Düzen

Ali Ekber Çiçek bu bestede uzun saplı bağlamayı "çoğur düzeni" ile kullanır. Bu düzen, hem temel ezgiyi taşımaya hem de altta çok sesli bir örgü kurmaya imkân verir. Yani bağlama aynı anda hem "solist" hem "eşlikçi" gibi davranır — bu da eserin "senfonik türkü" ya da "bağlama oratoryosu" olarak anılmasının temel sebebidir.

Tezene (Mızrap) Tekniği

Aranağme bölümlerinde tezene hareketleri 16'lık, zaman zaman 32'lik vuruşlara kadar yoğunlaşır. Ana nağmede ise sert, net vuruşlar tellerde büyük bir denge ile gezinir. Duraksamalar (es'ler) da başlı başına bir icra becerisi ister; bu es'ler, eserin ekstatik geriliminin de motorudur.

Makam / Dizi Meselesi — Dikkatli Bir Not

Bu türkünün makamı konusunda kaynaklarda tam bir uzlaşı yoktur. Yaygın olarak Hüseynî ailesine yakın bir dizide olduğu söylense de, halk müziği eserlerinin klasik Türk makam teorisine birebir oturmadığı bilinen bir durumdur. Kesin ve tartışmasız bir "şu makamdadır" hükmü vermek yanıltıcı olur; kaydın dinlenerek karar verilmesi, teknik bir yazı için daha sağlam bir yoldur. Bu metinde de bu yüzden kesin bir makam atfı yapılmıyor.

Form

Eser, iki kıtalık sözlü bölümler arasında uzun aranağmelerle gelişir. Nakarattaki "Haydar Haydar Haydar… dost" tekrarları, hem zikir estetiğinden beslenir hem de eseri "lineer" bir türkü olmaktan çıkarıp döngüsel, trans uyandıran bir yapıya yaklaştırır.


Sözlerin Anlam Dünyası: Devriye ve Tasavvuf

Şiir baştan sona tasavvufi bir kozmolojidir. Birkaç anahtar terim:

  • Pervane: Işığa âşık olup kendini ateşe atan kelebek; tasavvufta, Hakk'a olan aşk uğruna kendini yok eden âşığın sembolü.
  • Divane: Mecnun olma hali; dünya bağlarından sıyrılma.
  • Mestane: Sarhoşluk — ama şarabın değil, ilahî aşkın verdiği kendinden geçiş.
  • Kırklar: Alevi-Bektaşi geleneğinde gözle görünmeyen ermişler meclisi. Şair, kendisini bu mecliste "dara çekilmiş", yani sorgulanmış olarak tasvir eder.
  • Güruh-u Naci: Kurtuluşa eren topluluk.
  • Firdevs bağı: Cennet'in en yüksek katı.
  • Haydar: Arslan anlamına gelen bir isim; Hz. Ali'nin en bilinen lakaplarından biri. Nakarattaki "Haydar Haydar" çağrısı, Alevi-Bektaşi geleneğinin merkezindeki Hz. Ali sevgisine dokunur.

Kısaca söylemek gerekirse şiir, ruhun Âdem'den önce başlayan serüvenini — pervaneliği, divaneliği, kırklar ceminde sorgulanmayı, bülbül olup Firdevs bağında ötmeyi — anlatan bir devriyedir. Ali Ekber Çiçek'in bestesi ise bu metne, insanı dinlerken "zamanın dışına çıkaran" bir müzikal yolculuk eşlik ettirir.


Mirası ve Yeniden Yorumları

"Haydar Haydar", yıllar içinde pek çok sanatçı tarafından yeniden yorumlandı. Sadece Alevi-Bektaşi geleneği içinde değil, arabesk, rock, jazz ve dünya müziği çevrelerinde de referans bir eser oldu. Kapsamlı bir liste bu yazının sınırlarını aşar; ama eserin bağlama dünyasında bir "turnusol" — icracının teknik seviyesini ölçen bir mihenk taşı — olduğunu söylemek abartı değildir.


Sonuç: Üç Ses, Bir Kalp

"Haydar Haydar", hem sözüyle hem bestesiyle hem de nakaratıyla bir katmanlı eserdir. Sıdkı Baba'nın tasavvufi sorgusu, Ali Ekber Çiçek'in bağlama dehası ve yüzyıllardır Anadolu'nun kalbinde çınlayan Hz. Ali muhabbeti — bu üçü bir araya geldiğinde ortaya dinleyeni zamandan koparan bir eser çıkıyor.

Biz de Kalpten Trio olarak bu eserin önünde saygıyla durduk. Üç sesten örülen yorumumuz, ustanın bıraktığı o büyük mirasa küçük bir selamdır — ve "Kalpten Nağmeler"in neden var olduğunun da bir özetidir.


Kaynakça

  • Ali Ekber Çiçek — Wikipedia (tr/en)
  • Osman Aydoğan, "'Haydar Haydar' türküsü", sehriyar.info
  • Sait Küçük, "Ali Ekber Çiçek'in Yanlış Söylediği Meşhur Bir Türkü: Haydar Haydar", Edebiyat Defteri
  • Baki Yaşa Altınok (yay. haz.), Sıdki Baba Divanı, Ahi Kitap, 2003 (ISBN: 9786056381232)
  • Dersim Gazetesi, "Haydar Haydar ve 14 Bin Yıl Yanlışı", 2021
  • Radyo Avrasya Türk — Ali Ekber Çiçek biyografisi
  • TRT Nota Arşivi / Türkü Dostları
  • Ufuk Lüker blog, "Ali Ekber Çiçek"


15 Ocak 2026 Perşembe

Süfliyyatı Kovan Makamlar I | Makam-ı Terk-i Hüzün



Makam-ı Terk-i Hüzün, süflî olanın ağırlığını bırakıp sükûta yönelen bir seyr hâlidir.

Bu seri, neşelendirmek için değil; hafifletmek için icra edilir.

Süfliyyatı Kovan Makamlar I – Makam-ı Terk-i Hüzün, süflî olanın ağırlığını geride bırakmaya niyet eden uzun bir tefekkür ve arınma seyridir. Bu icra, hızlanmadan, değişmeden ve yükselmeden; sükût içinde ilerler.

Bu çalışma ne eğlendirmek ne de coşturmak için hazırlanmıştır. Amaç; zihni yavaşlatmak, kalbi hafifletmek ve nefsi geri çekmektir. Keman ve klarnetin sade, sabit ve arındırıcı birlikteliğiyle icra edilen bu makamlar, dinleyeni sessiz bir meclise davet eder.

🎵 Seri Adı: Süfliyyatı Kovan Makamlar

🎼 Bölüm: I

🕊 İlk Makam: Makam-ı Terk-i Hüzün

⏱ Süre: Yaklaşık 1 Saat

🎻 Enstrümanlar: Keman, Klarnet

Bu video; tefekkür, zikir, meditasyon, derin düşünme, içsel arınma ve uzun süreli sakin dinleme için uygundur. Arka plan değil, eşliktir. Sabırla dinlenmesi tavsiye edilir.

26 Aralık 2025 Cuma

Tizlerden Derinlere Bir Yolculuk: Unutulan Hazine Hüseyni Aşiran Makamı


Hüseyni Aşiran, Türk Musikisinin en köklü, en vakur ve "mürekkep" (bileşik) yapısıyla dinleyeni derin bir yolculuğa çıkaran makamlarından biridir.


Bölüm 1: 

  • İsmin Sırrı (Yüksekten Derine): "Hüseyni" perdesi (mi) tiz ve parlak bir bölgeyi, "Aşiran" perdesi (kalın mi) ise pest ve tok bir bölgeyi temsil eder. Makamın ismi, melodinin gökyüzünden (Hüseyni'den) başlayıp yeryüzünün derinliklerine (Aşiran'a) inmesini tasvir eder gibidir.

  • "Unutulmuş Hazine": Günümüz popüler Türk müziğinde veya fantezi müzikte neredeyse hiç rastlanmaz. Bu makam, sadece Klasik Türk Musikisi ve Tekke Musikisi (İlahiler) içinde yaşayan, "seçkin" bir kulak zevki gerektiren nadir makamlardandır.

  • Duygu Durumu: Hüseyni Aşiran, neşeli bir makam değildir. Ancak karamsar da değildir. En iyi tanımı "Vakur Hüzün" ve **"İlahi Teslimiyet"**tir. İnsanı dünya dertlerinden alıp derin bir tefekküre sürükler. Bu yüzden Mevlevi ayinlerinde ve ciddi ilahilerde sıkça tercih edilmiştir.

  • Zorluk Derecesi: İcracılar için "nefes kesen" bir makamdır. Çünkü tiz perdelerden başlayıp, oldukça pest (kalın) seslere inilmesi gerekir. Bu da okuyucunun (hanendenin) ses aralığının (ambitus) çok geniş olmasını zorunlu kılar. Her babayiğidin harcı değildir.


Bölüm 2: 

1. Makamın Yapısı (Kimlik Kartı):

  • Türü: Mürekkep (Bileşik) bir makamdır. Basit bir dizi değil, birkaç makamın/çeşninin birleşimidir.

  • Durağı (Karar): Aşiran Perdesi (Kalın Mi).

  • Seyri: İnicidir. (Mutlaka tizlerden başlar, aşağıya doğru süzülür).

  • Güçlüsü: Birinci mertebe güçlüsü Hüseyni perdesi (Mi), ikinci mertebe güçlüsü Dügah perdesidir (La).

2. Dizinin Oluşumu (Formül): Hüseyni Aşiran makamı, aslında Hüseyni makamının, Aşiran perdesine (kalın mi) kadar genişlemiş halidir.

  • Teknik Tarif: Yerinde (Dügah'ta) Hüseyni Beşlisine, Hüseyni perdesinde Uşşak Dörtlüsünün eklenmesiyle oluşan Hüseyni dizisinin, karar perdesi olan Dügah'tan aşağıya, Aşiran perdesindeki Uşşak Dörtlüsü ile düşmesiyle oluşur.

  • Özetle: Melodi Hüseyni makamı gibi başlar, Dügah'ta (La) durur gibi yapar ama durmaz; "yolculuk bitmedi" diyerek aşağıya Aşiran'a (kalın Mi) kadar iner ve orada Uşşak çeşnisiyle karar verir.

3. Donanım (Anahtar Başı): Genellikle Hüseyni makamının donanımı kullanılır.

  • Segah (Si 1 koma bemol): Daimi olarak bulunur.

  • Eviç (Fa bakiye diyez): İniş ve çıkışlarda hareketli olarak kullanılır. Ancak karar anlarında ve Aşiran'a inişlerde Fa natürelleşir (Acem perdesi olur).

4. Asma Karar Perdeleri (Önemli Duraklar):

  • Hüseyni (Mi): Yarım karar.

  • Dügah (La): En önemli asma karardır. Sanki makam burada bitecekmiş hissi verir.

  • Çargah (Do) ve Rast (Sol): Geçkilerde sıkça duyulur.


Bölüm 3: Örnek Eser Tavsiyeleri 

Yazını zenginleştirmek için şu eserlerin videolarını veya isimlerini ekleyebilirsin:

  1. Kanuni Hacı Arif Bey: Hüseyni Aşiran Peşrevi (Makamı anlamak için en net saz eseri).

  2. Klasik Örnek: "Dil-i bî-çâreyi bir çâre ile şâd eyle" (Beste: Nazim, Güfte: Bilinmiyor).

  3. İlahi Örneği: Bu makamın ruhuna uygun olarak Zekai Dede Efendi'nin ayin-i şerifleri örnek gösterilebilir.